10 Ağustos 2025 Pazar

SUDANIM BEN

Bir şeyler bitiyorsa bir yerlerde,
Gürültüyle bitiyor.
Sesini duyuyorum ıssız bir koydan
Seni bağırıyor, kökü dalından ari bir yaban çiçeği
Demek orada da bitiyorsun, diye geçiyor aklımdan.
Aklım geçip gidiyor senden, sen bağırıyorsun.

Tutup bir aynayı canlandırıyorum olur olmadık
Görüntüm aynaya düşene kadar ki geçen sürede değişiyorum,
Şakaklarımda ince çizgiler uzuyor,
Yerde bir çocuk gibi uzanıyor boylu boyuna düşüncelerim.

Biraz daha yaklaşıyorum sana, adımıma adım ekliyor ayaklarım
Ama uzak kalıyorum her defasında.
Annem beni doğuruyor bir kapının arkasında, ben acılarımı.
Yerde bir çocuk gibi uzanıyorum boylu boyuna,
Ben düşüncelerimi dinliyorum, düşüncelerim beni...
Kaldıramadıklarımın altında kalıyorum.
Bir masal kitabını okuyor bana acılarım dinsin diye çağırdıkları bir hoca,
Hocayı beyazından biliyorum.

Bir kuş, balığa uçmayı soruyor
Tersine dönen değirmen ufalananları birleştiriyor
Bak araya kaynıyor ellerimiz
Tutup sana karışıyor, iyileşiyorum.
Rüzgar geçiyor önümden,
Durmadan geçer rüzgar biliyorsun.
Birazdan senden de geçecek benim gördüğüm bir balık sürüsü, yosununu pulunda saklayan.

Sanki sırayla yaşıyoruz hayatı
Ve nedense tabağını ilk bitiren kaybediyor sofrayı,
Yeryüzünün gölgesi düşüyor güneşin üzerine,
Aydınlanıyor yeryüzünde sırtını dönmediğin her fidan.
Senin arkan karanlık sen de biliyorsun en az benim kadar,
Sen bana bakma altı tarafım var benim, taraflarım kendi halinde
Her biri beni koruyor diğer taraflarımdan,
Önüne set çekilmemiş bir nehir koşuyor üzerime,
Tutulmuyor kollarından onun da.
Kaçmak gelmiyor içimden,
Sudanım ben, sırtımı dayadığım duvar sudan.


~nîm

28 Temmuz 2025 Pazartesi

KİM BİLİR?



Yüzüme güz geldi sen hala koynumdasın.
Ve, bu bir ihtilal demek diğer ihtilallerden habersiz.
Neden mutsuz ve bu kadar silahsız, diye soruyor devlerden biri.
Aklında hangi çarpıp çıktığın kapıya takılmış sürgü var.
Kim bilir kaç yağmur yemiş sırtındaki cepsiz ceket
Kaç kez eskimiş yüzün,
Kim bilir?

Yaşaman müthiş bir beceri istiyor bu dev istilasının ortasında
Bir dev çiçek sevmez, biliyorsun.
Seni bir orkidenin kucağında yetiştiren tanrı,
Çiçekleri elbette benden iyi bilir.
Ben de bilirim, güzel bir ölümün eteğinden sökülen iplerle silahıma çiçek işlemeyi.
En çokta kendimle savaştayken ve yaralarım açıkken üstelik!


Işığı gömülenlerin gölgelerini, güneşe arkasını dönenler bilir.
Sorulacak soruların varsa aynaya sor merak ettiklerini,
Bilirse o bilir yakılan fotoğraflarla, mektupların farkını.
Ve eski bir saman kağıdının, 
belkide yüzünün yarısının çıktığı bir fotoğrafı anlatmaya yetmeyeceğini.


Külden anlayanlar en çok yananlar sanırsınız değilll, yakanlardır.
Onlar da bilir hangi demir dağını hangi yangın eritir,
Şakağının ilerisindeki kaviste beni bekleyen, niye bitirmez bu buz çağını.
İsyana dur demek için mi bu isyanın,
Hangi raks çeşmesinden içtiğin yeşil yetiştirmiyor seni bahara,
Hangi bozulmuş yeminin tövbesi denk düşer günahına,
Bilirlerr kendi ölümümüze şahit tuttuğumuz o iki kişilik cinayeti,
Ve bir devri nasıl kapattığını
Henüz açılmamışken üstelik!

~nîm


(https://youtu.be/JEFQnKLg5eQ?si=qt-OcwxkrzwOnMLZ)


15 Temmuz 2025 Salı

SAY Kİ

13.04.2022

Say ki bir caddesin yolum üzerinde,
Çıkmazlarımın sonunu kolluyor haramiler.
Hepsi senden yana biliyorum.
Bir adın dahi yok!
Adını koymamışlar bir çiçeğin isminden.
Yeryüzünden adına müstesna harf topluyorlar, 
 Yakındır sana seslenişim!
Yakındır sevmek kadar zaman...
Ey sevda! Say ki öldüm bir kaldırım taşında,
Ve say ki bir tek sendendir ölü geçişlerim.
Senin görmediğin bir gün büyüyor dışarıda, görüyorum.
Ben büyütüyorum mavileri coşkun sulardan,
Ve say ki taşlarını ben diziyorum yolunun.
Kapatma gecenin rengini,
Koyu katma besteme,
Zemheri içme bir yabancının elinden..!
Bir yerlerde kuşlar uçmaktan vazgeçti diye ölmezsin sen.
Ya da ağlamazsın durduk yere bir bulutun orta yerinden.
Sana mendil olamam ben,
Islak benim ve yağmur benden...

Bilemem! ben neyim, sen kimdesin, kim nerede?
Say ki bir caddeyim yolun üzerinde,
Gün, ellerimde mavilerle gelse dönüp bakmazsın belkide.
En sevda! say ki yokmuşum ben
Seni, yüzünü bana dönen güneşten saydığım bahar hiç gelmemiş,
Say ki henüz açmamış taze çiçekler.
Duvarın soğukluğunu ısıtıyor bir çift göz.
Kapı baca kalakalmış öylece,
Say ki beklemek en çok duvarlarına zormuş hanenin.
Saksısına sığmayan çiçekler balkondan sarkıyormuş usul usul,
Emanet duruyor aitliği reddeden bir fotoğraftaki gülümsemen.

Say ki söylenmesi zor bir cümle kuruyorum içim gömütlüğünde,
Ve kulağına söylüyorum bana kalanları
Cümlemin sesi sana ulaşmadı diye ölmezsin sen.
Ya da görmezsin bir baharı benim gözümden,
Sana bir çift göz olamam ben,
Işık benim ve renk de benden.
Bahar benim cennetimdir desem, çiçeklerimi sevmezsin belkide.
Say ki mezarlar ölülerin ahengidir yeryüzünde
Ve say ki bir gün ölüyorum seninle.


Ansızın bir uzaklık yaklaşıyor seninle aramıza
Say ki gizli gizli beni sevmektesin yufka bir yürekten.
Ve say ki bazı şiirler büyütüyorum adına,
Sana uzanan bir yolu koşuyorum sürekli senden habersiz,
Yolumun aksine giden kuşlara aldırmıyorum.
Say ki bir caddesin sen yolum üzerinde,
Sonum çıkmazından geçiyor, yoruluyor dizlerim.
Say ki öpmek, iyileştirmektir bir nevi.
Ey sevda! say ki öptün kanayan dizlerimden.

~nîm

15 Haziran 2025 Pazar

İÇİM EL VERMİYOR İÇİNE


12.12.2021

Bir kaplumbağanın derisinde büyüyor zaman, 
Yaşı geçkin fotoğraflar arasında gel gitler kuruyor,
Birbirine bağlıyor zaten hiç kopmayacak olanı,
Bırakıp gideni tutup çevirmiyor.
Lahzada bir alay başlıyor, en kavruk gülümsemelerin gergefine işleniyor usul usul.
Bir kadın tütsüleniyor, elekten geçiyor gözünden akanlar.
Koca koca taşlar birikiyor, ufalananların haricinde.

Bilinmeyen tüm sırlar senin kulağına geliyor ilkin,
Doğan bütün çocuklar müstesna oluyor adına.
Memnun oldum diyor, memnun olmayanlar.
Hiç sevmeyenler en çok seven oluyor birden.
En çok, yüzü gülenlerin aşına acı çalınıyor,
Rayihasını sofranın dışına taşırıyor zehir zemberek.

Daha önce hiç resim çizmemiş,
Yeryüzünde herhangi bir şiirde bile senden bahsetmemiş,
Hop oturup hop kalkan hiçbir gencin yüreğinden geçenleri bile yazmaya yetişememiş bir kalem oluyorum,
Boyumu aşıyor bazı sevdalar, diyip susuyorum..
İçim, el vermiyor içine,
Bir söğüdün gövdesindeyim henüz, biliyorum.
Zamanla sivriliyorum ben.
Kurşun oluyorum,
Omurgandan dönüşüyorum,
Kendimle dövüşüyorum..
Sen ise öylece durup, sadece izliyorsun senaryosu hazin bir harman yatağından çıkmış bu talihimi.
Acıyorsun belli..
Suçluyorsun..
Bir parmağın hep beni gösteriyor konuşurken.
Akrep in yelkovan yönündeki akışını izliyoruz beraber.
Bilmediğin şeyleri, bildiğimi söylüyorum kulağına..

Mevsimleri bilmiyorsun mesela,
Bir inkardır tutturuyorsun baştan başa,
Oysa kıştan kışa su verdiğin çiçekler, baharda açmaz bilmiyorsun..
Sonra,
Beni sevmeyi bilmiyorsun.
Kaşların çatık, bütün sevdiklerinden bahsediyorsun uzun uzadıya,
Bütün fedakarlıklarından, zorunluluklarından, sorumluluklarından..
Sevmeyi bildiğini, başkalarına karşı hissettiklerinle anlatmaya çalışıyorsun.
Anlattıkça rahatlıyorsun,
Kendi kendini ikna ediyorsun yavaşça.
O an başkalarını sevmeye başlıyorsun birden ama beni sevmiyorsun hâlâ.

~nîm

SU AĞACI

06.09.2021

"Ben gölde bir kuğu,

Kuğunun içinde su.."

Bütün tezatlıklarını koruyorum kendi tarafımda.
Korların içinde su ağacı büyütüyorum.
Eksik yollarını tamamlıyorum dağ, bayır.
Yine gidersin diye uzaklara yol yapıyorum.
Yokuş çıkan bir dervişe rastlıyorum,
Seni soruyorum, belki görmüştür yoluna denk düşen yolumu,
Ben yolunu bulamıyorum..
Ayağının tozunu görmüştür belki bir çakıl taşının sırtında,
Rastladığım insanları tanımıyorum, uzak düşüyor adımlarım kendi meskenime.
Tanıdıklarıma bir daha rastlamıyorum.


Görmüyorum uzaklarda adına dikilmiş ekin,
Oysa ben bütün bahçeleri sana büyütüyorum.
Esen rüzgarı başaklarına düşman görüyorum.
Ulaşılması zor bir yolu mesken edinmişsin biliyorum,
Ulaşamıyorum solunun yoluna.
Zımparalıyorum beni taşladığın taşların sivriliğini
Ufak ufak büyütüyorum seni, eksik tamamlıyorum fazlalığımdan.
İstisna tutmuyorum dikenlerini, seni gülden sayıyorum.
Gitmişsen, dönmek var biliyorum
Gelirsen açık kapım, yoluna bakan pencerem temiz.
Tut ki geldin kış kıyamet dışarısı,
Hanemin dumanını ciğerimde saklıyorum.
Hazırlığı tamam kollarımın, bekliyorum.


Bir hayalle öğrendim sarılmayı,
Kazançlı çıkıyor çocukluğum bir lolipop paketinden,
Gitmedi, gitse de gelir diyen çocuksu saflığım.
İyiye yorulmuş bir yaşanmışlığım var,
Ve çocuk kalmış yaşlanmışlığım...


~nîm

18 Mayıs 2025 Pazar

BELKİ BAŞKA BIR MEMLEKETTE


17.09.2021

Ben, dilinden kan damlayan bir güvercin...
Önce adımlarımı toparladım
ıssız bir yolun soğukluğunu kolladım kollarımda,
Ayak izim kadar yalnızlık saydım yol boyunca
Kanadından vurulan bir kuşun özgürlüğünden bahsedilemez hiç-bir memlekette.
Oysa ayağımdan vurulsaydım bu kadar yol saymazdım bir türlü sığamadığım.

Cesaret aradım geride bıraktığım tüfekli, sapanlı sığınağımdan,
Vurulduğum yeri kendi sapanımdan kolladım.
Önümdeki yoldan heves bekledim,
Adımlarım körleşti, kanatlarım gevşedi, kondum bir uçurumun gökyüzüne.
Mavi, uğultulu bir tanrının beyazla katılmış berrak kağıdı.
Sabaha kadar, nöbetimi tutmaya yürekli bir ağacın dalını aradım,
Bulamadım.

Tüm ağaçlar yaralı;
Gövdesi yaralı, dalları yaralı, yaprakları yaralı
Yaraları kabuk tutmuş ölüler mezarlığı...
Artık hiç bir kuş sığınamıyor bir ağacın dalına yahut  yaprağının altına,
Ağaçlarda sığınacak bir gölge arıyor artık,
yahut bir tenha.
Toprağını alıp geliyor artık yükünü taşıyamayan,
Seni, yapraklarının karıştığı toprağımdan tanıdım.

Belki başka bir memlekette!
Selam versem sana,
Yalnızca bir baş selamı, dilinden kan damlayan güvercinin..
Bu memleket saklamaz ikimizi, benim yolum dar.
Sen suları, aktığı yatağın yolundan tanırsın..
Hatırlar mısın beni de, su içtiğim bir kaynağın bulanık suyundan.

Konuşulamayanların beyhudeliğinden dilim ağırıyor,
Matemli bir bakışın telleri titriyor artık sesimde,
Soran olmaz belki ama, sorarlarsa yoluna denk düşen yolumu,
Bir görümlük yol ağzında, birbirine rastlayan yara izlerimizi.
Sorarlarsa sende beni, bende seni..
Görmedim, dersin Su Ağacı.
Ben burda kimseyi görmedim..
Kimse değildi gördüğüm,
Kimseden değildi, dersin..!

Kervanımı bir hayduta emanet edip geldim.
Vakit geç, gidiyorum.
Vazgeçtim saklanmaktan,
Ağzımda kan tadı, zehirlendim önüme konulanlardan.
Dilim kanıyor artık..
Konuşamıyorum..

~nîmnigâh

23 Nisan 2025 Çarşamba

HÂYRA YORDUM SENİ


22.08.2021

Durup izlemeyeli ne çok zaman olmuş dediğim tüm dikili taşlarını oturup uzaktan izledim,
Yaklaşamadım benim olmayana,
Bende olmayanı sana yaklaştırmadım.
Bir iğneyle yakana tutturduğun mavi bir boncukta gizledim tüm kötü yanlarımı,
Güzelliklerimi sana sakladım..

Beklediğimden uzun yaşadım ömür denileni.
Akan zamanı bileğimdeki damarda saklı tuttum,
Sadece yüzümü uyuttum yıllarca,
Değiştim aynadakinden.
Evrildi gülüşüm, kırıldı orta yerinden.
Bu hayatta dikili bir taşı olmalı insanın, diyenlere inat yerleşmedim dünyana.
Misafirin olarak kaldım,
Sende sana ait bir şeyler kalsın istedim, benim yokluğumda.

Her giden yolcu edilmezmiş geç anladım ve bazen bir çantaya gerek duyulmazmış toparlanmak için.
Kolları sökülmüş eski, beyaz bir gömleğim vardı kefenden saydığım.
Bütün beyazlığımı sona sakladım.
İpe dizdim parçalarını, bize kalan mutluluğun.
Çabuk kurusun diye güneşe bakan odana astım,
Kurursa daha uzun dayanır demişti bir seferinde annem..
İlk defa orada güneşe inandım.

Sessizliği dinledim en ücra köşesinden,
Gitmekle kalmak arasına gerdiğim halatta ip cambazı dolaştırdım.
Beklemeyi öğrendiğim bütün kapı önlerini iyi tanıdım.
Hâlâ gezebiliyorum sokağında diye
Hayra yordum seni..
İyilerden bildim.

BEYHUDE

Şimdi bir dağ yük taşıyorum içimde, diyebilmek için, Taş yuvarlıyorum molozların arasından içime Günde üç kere sana seslenmemek...