Şimdi bir dağ yük taşıyorum içimde, diyebilmek için,
Taş yuvarlıyorum molozların arasından içime
Günde üç kere sana seslenmemek için üç öğünümü mahallenin kedisine veriyorum.
Taş yuvarlıyorum molozların arasından içime
Günde üç kere sana seslenmemek için üç öğünümü mahallenin kedisine veriyorum.
Ahraz, diyorlar.
Öyle kalsın istiyorum adı.
Sıfırlayıp baştan başlıyorum her şeye
Bir sofra örtüsünden mesela...
Sıfırlayıp baştan başlıyorum her şeye
Bir sofra örtüsünden mesela...
İğnesinden, ipliğinden, söküğünden başlıyorum sana gelmeye.
Daha temiz, tane tane, yavaş yavaş geliyorum yalın ayak
Bereketten bahsediyorum sabah horozuna
Uyanmış oluyorum ekseriyetle gün ağırmadan,
Yolcular hep sabaha karşı mı gelir,
Yola sabah mı çıkılır çoktandır karıştırıyorum, diye.
Oysa birkez olsun çıkıp gelseydin baştan öğrenecektim unuttuklarımı
Hem ben belki en baştan uyanacaktım şimdi.
Ben biraz dağınık, saçakta biriken yağmur...
Ben biraz, hem belki çoktandır paspasın altında unutulan anahtar
Daha temiz, tane tane, yavaş yavaş geliyorum yalın ayak
Bereketten bahsediyorum sabah horozuna
Uyanmış oluyorum ekseriyetle gün ağırmadan,
Yolcular hep sabaha karşı mı gelir,
Yola sabah mı çıkılır çoktandır karıştırıyorum, diye.
Oysa birkez olsun çıkıp gelseydin baştan öğrenecektim unuttuklarımı
Hem ben belki en baştan uyanacaktım şimdi.
Ben biraz dağınık, saçakta biriken yağmur...
Ben biraz, hem belki çoktandır paspasın altında unutulan anahtar
Ben belki biraz üzerine serili beyaz çarşafı kaldırılmamış eşyalar
Hem ben belki havalandırılmadığından solan kılıç çiçeği
Orkidelerden bahsetmiyorum bile!
Çünkü sen de biliyorsun hiç çiçek açtırmaz onlara, bizim evin ayaza bakan tarafı.
Hem ben biraz yeşil o balkonda
Hem ben biraz, belki yeni bir tohum
Ne eksikse işte şimdi yeniden başlayabilmek için, ben biraz oyum.
Durup durup başlayan hep kaldığı yerden mi devam eder bilmiyorum.
Ama bu yol sanki hep eski!
Kaldırımdan bir taş beğendirdim ayağıma, dönüp dönüp ona takılıyorum.
Atlamıyorum, ihmal etmiyorum düşmeyi!
Şimdi taşındığımda evime sığmaz diye vazgeçtiğim saksılar affetmez beni
Bu yüzden mi ah almamayı önemse diyor annem sürekli,
Omuzlarımda biraz yük...
Ben biraz tarçın kokulu o terasta, hiç açılmayacak o koli
Hem belki hem biraz,
Hem ben belki havalandırılmadığından solan kılıç çiçeği
Orkidelerden bahsetmiyorum bile!
Çünkü sen de biliyorsun hiç çiçek açtırmaz onlara, bizim evin ayaza bakan tarafı.
Hem ben biraz yeşil o balkonda
Hem ben biraz, belki yeni bir tohum
Ne eksikse işte şimdi yeniden başlayabilmek için, ben biraz oyum.
Durup durup başlayan hep kaldığı yerden mi devam eder bilmiyorum.
Ama bu yol sanki hep eski!
Kaldırımdan bir taş beğendirdim ayağıma, dönüp dönüp ona takılıyorum.
Atlamıyorum, ihmal etmiyorum düşmeyi!
Şimdi taşındığımda evime sığmaz diye vazgeçtiğim saksılar affetmez beni
Bu yüzden mi ah almamayı önemse diyor annem sürekli,
Omuzlarımda biraz yük...
Ben biraz tarçın kokulu o terasta, hiç açılmayacak o koli
Hem belki hem biraz,
Çetin bir savaştan haberdardım çoktandır
Uzun zamandır anmıyordum silahların adını,
Aramıyordum nerede tek atımlık o mermi
Hep çiçeklerden bahsediyordum,
Belki saksıdaki tohumdan dahi ürküyordum
Belki sabırsızlık büyütüyordum içimde
Ama çoğunlukla bir saksı ne kadar toprak alır avucumla ölçüyordum
Sana taşırıyordum bazen içime sığdıramadıklarımı.
Bir kelime için yirmi beş yıl bekleyemem ben,
Sana kuracağım uzun bir cümle olsaydı...belki!
Kan demek şiire yakışmaz, diye düşündüğümden
yaralandığımı anlatamıyordum,
Hem belki paramparça olduğumu
Hem belki uzunca bir zaman olduğunu.
Uzunca diyorum çünkü uzun oldu biliyorum.
Eteğime fırfır keserken kullandığım mezura kısa mesela
Çünkü tam üç kere doluyorum kumaşı etrafında.
Uzunca zaman diyorum çünkü eteğim kısa, fırfırım yarım biliyorum
Hem hayat bildiklerimizden bilmediklerimizi çıkarmak değil midir zaten
Hem belki hem biraz
O yüzden uzun geliyor bana bu ömrün girizgahı!
Kan demiyorum ama suya koymak için topladığım çiçeği hangi defterin arasında kuruttuğumu unuttum, diyorum
Kan diyemiyorum ama silahı yazarken titremiyor elim
Her suç biraz daha kolay geliyor adımı değiştirdiğimden beri
Kendime isim beğendirmekle geçiyor günlerim.
Bütün koyulmuş isimleri deniyorum,
Beğendiğim bütün isimlerden çocuk doğuruyorum,
yine de atamıyorum içimdeki zehri!
Belki Füsun olsam,
Belki Firuze,
Hem ben belki biraz,
Öylece mutlu sonla biten o kitaptaki beyhude...
Uzun zamandır anmıyordum silahların adını,
Aramıyordum nerede tek atımlık o mermi
Hep çiçeklerden bahsediyordum,
Belki saksıdaki tohumdan dahi ürküyordum
Belki sabırsızlık büyütüyordum içimde
Ama çoğunlukla bir saksı ne kadar toprak alır avucumla ölçüyordum
Sana taşırıyordum bazen içime sığdıramadıklarımı.
Bir kelime için yirmi beş yıl bekleyemem ben,
Sana kuracağım uzun bir cümle olsaydı...belki!
Kan demek şiire yakışmaz, diye düşündüğümden
yaralandığımı anlatamıyordum,
Hem belki paramparça olduğumu
Hem belki uzunca bir zaman olduğunu.
Uzunca diyorum çünkü uzun oldu biliyorum.
Eteğime fırfır keserken kullandığım mezura kısa mesela
Çünkü tam üç kere doluyorum kumaşı etrafında.
Uzunca zaman diyorum çünkü eteğim kısa, fırfırım yarım biliyorum
Hem hayat bildiklerimizden bilmediklerimizi çıkarmak değil midir zaten
Hem belki hem biraz
O yüzden uzun geliyor bana bu ömrün girizgahı!
Kan demiyorum ama suya koymak için topladığım çiçeği hangi defterin arasında kuruttuğumu unuttum, diyorum
Kan diyemiyorum ama silahı yazarken titremiyor elim
Her suç biraz daha kolay geliyor adımı değiştirdiğimden beri
Kendime isim beğendirmekle geçiyor günlerim.
Bütün koyulmuş isimleri deniyorum,
Beğendiğim bütün isimlerden çocuk doğuruyorum,
yine de atamıyorum içimdeki zehri!
Belki Füsun olsam,
Belki Firuze,
Hem ben belki biraz,
Öylece mutlu sonla biten o kitaptaki beyhude...
~nîm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder