11 Kasım 2025 Salı

BEYHUDE


Şimdi bir dağ yük taşıyorum içimde, diyebilmek için,
Taş yuvarlıyorum molozların arasından içime
Günde üç kere sana seslenmemek için üç öğünümü mahallenin kedisine veriyorum.
Ahraz, diyorlar.
Öyle kalsın istiyorum adı.
Sıfırlayıp baştan başlıyorum her şeye
Bir sofra örtüsünden mesela...
İğnesinden, ipliğinden, söküğünden başlıyorum sana gelmeye.
Daha temiz, tane tane, yavaş yavaş geliyorum yalın ayak
Bereketten bahsediyorum sabah horozuna
Uyanmış oluyorum ekseriyetle gün ağırmadan,
Yolcular hep sabaha karşı mı gelir,
Yola sabah mı çıkılır çoktandır karıştırıyorum, diye.
Oysa birkez olsun çıkıp gelseydin baştan öğrenecektim unuttuklarımı
Hem ben belki en baştan uyanacaktım şimdi.

Ben biraz dağınık, saçakta biriken yağmur...
Ben biraz, hem belki çoktandır paspasın altında unutulan anahtar
Ben belki biraz üzerine serili beyaz çarşafı kaldırılmamış eşyalar
Hem ben belki havalandırılmadığından solan kılıç çiçeği
Orkidelerden bahsetmiyorum bile!
Çünkü sen de biliyorsun hiç çiçek açtırmaz onlara, bizim evin ayaza bakan tarafı.
Hem ben biraz yeşil o balkonda
Hem ben biraz, belki yeni bir tohum
Ne eksikse işte şimdi yeniden başlayabilmek için, ben biraz oyum.

Durup durup başlayan hep kaldığı yerden mi devam eder bilmiyorum.
Ama bu yol sanki hep eski!
Kaldırımdan bir taş beğendirdim ayağıma, dönüp dönüp ona takılıyorum.
Atlamıyorum, ihmal etmiyorum düşmeyi!
Şimdi taşındığımda evime sığmaz diye vazgeçtiğim saksılar affetmez beni
Bu yüzden mi ah almamayı önemse diyor annem sürekli,
Omuzlarımda biraz yük...
Ben biraz tarçın kokulu o terasta, hiç açılmayacak o koli
Hem belki hem biraz,

Çetin bir savaştan haberdardım çoktandır
Uzun zamandır anmıyordum silahların adını,
Aramıyordum nerede tek atımlık o mermi
Hep çiçeklerden bahsediyordum,
Belki saksıdaki tohumdan dahi ürküyordum
Belki sabırsızlık büyütüyordum içimde
Ama çoğunlukla bir saksı ne kadar toprak alır avucumla ölçüyordum
Sana taşırıyordum bazen içime sığdıramadıklarımı.
Bir kelime için yirmi beş yıl bekleyemem ben,
Sana kuracağım uzun bir cümle olsaydı...belki!

Kan demek şiire yakışmaz, diye düşündüğümden
yaralandığımı anlatamıyordum,
Hem belki paramparça olduğumu
Hem belki uzunca bir zaman olduğunu.
Uzunca diyorum çünkü uzun oldu biliyorum.
Eteğime fırfır keserken kullandığım mezura kısa mesela
Çünkü tam üç kere doluyorum kumaşı etrafında.
Uzunca zaman diyorum çünkü eteğim kısa, fırfırım yarım biliyorum
Hem hayat bildiklerimizden bilmediklerimizi çıkarmak değil midir zaten
Hem belki hem biraz
O yüzden uzun geliyor bana bu ömrün girizgahı!
Kan demiyorum ama suya koymak için topladığım çiçeği  hangi defterin arasında kuruttuğumu unuttum, diyorum
Kan diyemiyorum ama silahı yazarken titremiyor elim
Her suç biraz daha kolay geliyor adımı değiştirdiğimden beri
Kendime isim beğendirmekle geçiyor günlerim.
Bütün koyulmuş isimleri deniyorum,
Beğendiğim bütün isimlerden çocuk doğuruyorum,
yine de atamıyorum içimdeki zehri!
Belki Füsun olsam,
Belki Firuze,
Hem ben belki biraz,
Öylece mutlu sonla biten o kitaptaki beyhude...



~nîm

SON KEZ UYUYORUM


Uzun bir uykuyu bölüyorum sana uyanmak için.
Yarı ölüm halidir içimdeki biliyorum
İçimi saran yangın dışıma sıçrıyor ansızın!
Şimdi olmaz, diyorsun!
Şimdi olmaz.
Başka bir hayatın başağını büyütüyorsun içinde,
Seni de yakmamdan korkuyorsun belli.
Her yol ayrımında sana dönmemden korkuyorsun,
Bir eşitlik istiyorsun aramızda
Ben kaldıkça sen gidiyorsun.
Ve biliyorsun uzun ve sonsuz bir yangın eşit kılar bizi,
Bu yüzden yanmıyorsun yaktığın kadar!

Bir kez ya da son kez,
Her neyse!
Oturup seni dinlemek istiyorum bu masada,
Anlatacaklarımdan vazgeçiyorum.
Masaya sormuyorum hiç, o ne yapmak istiyor bizden.
Bir yol üfleniyor önüme,
İlmek ilmek işleniyor ardımda sudan kaleler
Yunus'u yaşatan bu deniz, boğuyor beni.
Başı bozuk bir kayıktan sana sesleniyor isyancı!
Seni gösteren parmağının ucunda bir kan kımıldıyor yalnız ben görüyorum.

Yol aldıkça küçülüyor önümdeki devler
Kibrit aleviyle ışıklandırılmış, keşmekeş bir perde çekiliyor göğsüme
O perde tutuşuyor, ben yanıyorum içimdekilerle.
Hakettiğini istiyorsun hayattan, bana rağmen.
Elleri dikenli bir bekçi bekliyor, başaklarını  emanet ettiğin korkuluğu.
Tesellisini korkulukta arıyor ellerindeki dikenin,
Sebep olana kızmaya elvermiyor içi, tutup dikene kızıyor.
Çünkü ben de sana kızıyorum.
Korkuluk on ikiye bölüyor hissesini kendine düşenden,
Güneşi de alıp git, diyor sana.
Sana güneş düşüyor, bana kalan hiçten!

Bir eşitlik istiyorum aramızda,
Beni yok sayan korkuluğunu da ateşe veriyorum kendimle,
Külünü yutuyorum eşitsizliğimizin,
Artık dumanını tanımıyorum içimdekinin
Bu yangın eşit sayıyor bizi, son kez uyuyorum.

SENDEN ERTESİ


I.
Öznesi yüklemine çok uzak kalmış bir cümlenin sonuna doğruyuz şimdi; senle ben.
Yazılmış olanları ve yazılacakları istisna tutuyor bir yanımız.
Asla yazılamayacak olanları oturup konuşalım istiyoruz.
Elimize tutuşturulan dilsizliği alıp köşemize çekiliyoruz her birimiz,
Belli etmiyoruz başta ama uzun susuyoruz bu kez.
Dinliyorum.

Beyaz bir çarşaf seriyorum gururdan ağırlığımın üstüne,
Temizliyorum bana kalanları,
Kulağıma çaldığın bütün zehirleri yutuyorum.
İçimde seni inkâr eden her ne varsa, tümünü reddediyorum senin dışında,
Danışıklı dövüştüğün tüm kavgalarımızı en içten kabul ediyorum.
Başın tomurcuk verdi diye yok saydın dikenini, biliyorum.
Geçtiğim yolların birinde,
çarpışıp düşen dönengeler yetiştiriyor bir bahçıvan.
Kökünden habersiz uzayanı kesip atıyor, gördüm.
Bir bahçıvan ki bu, acımıyor kendi diktiğine!
Bana kim, nasıl acısın? Diyorum senin dışında.
Dönüyorum.

Boyasına sarı katılmış bir yaprakla karşılaşıyorum yorgun bir defterin arasında.
Yaprakları çiçek kabul ediyorum ben,
Ve kuru bir yaprağın bile seni hatırlatmasına gücenmiyorum,
Bütün gücenmişlerin adına çiçek kurutuyorum, senin dışında.
Saklıyorum..

Yarına bıraktığım bütün şiirleri, şarkıları, sözleri, cümleleri, cümbüşleri, adına 'işte sensin' diyebileceğim her şeyi bugün tüketiyorum.
Uzak geliyor, senden ertesi.
Bir karıncanın yükünü dahi kendimden taşırıyorum.
Senin olmadığın bütün çatılı haneleri reddediyorum, senin dışında.
Çaldığım her kapı bir gün açılacak,
Bekliyorum.


II.

Deneyerek öğrendiklerimi yanıma almadan çıktığım bir yolun sonuna doğruyum şimdi tek başıma,
Sana doğru adım atabildiğim ve atabileceğim tüm patikaları istisna tutuyor bir yanım.
Hiç bir zaman mesken edinemeyeceğim yolları oturup konuşalım istiyorum.
Bütün öteleri yakın ediyor ayaklarım,
Senden ötesini reddediyorum, senin dışında.
Arıyorum.


Kurduğum bütün düzeni bozuyorum,
İyi huylarımı bırakıyorum yol ortasında.
Belli etmiyorum başta ama uzun yürüyorum bu kez.
Seni tanımadığını söylüyor çaldığım bütün kapılar,
Yüzüme kapanmalarına kızmıyorum,
Bir kapının da yıllardır beklediği birilerinin olduğuna inanıyorum.
Pencersiz bir eve varıyorum yolun sonunda,
Çiçekli balkonumu yanımda getiriyorum .
Hoş geldin, diyor açılmayan kapının ardından biri.
Sesin de imtina ediyor bizden, senin dışında.
Tanıyorum.

~nîm

4 Kasım 2025 Salı

ÇAĞLAR VAR


Bugün bir hatıra defterini karaladım senin adına
Sayfaları karıştırdım, kırıştırdım, eskittim tüm yazılanları
Yazanları hatırlamadım
Senin adına baktım tüm yazılanlara
Sen de bakardın.
Çünkü senin, bizim için kurulmuş uzun bir cümlen olmadı hiç
Ve aynı çerçeveye sığmış gülüşlerimiz olmadı
Varsın olmasın

Şimdi hiçbir şey olmasan da bir teselli ol
Çünkü dudağının kenarından yırtıldı bana kalan fotoğraf
Bir acı, bir beyhude çelenk, bir yas, bir matem sofrası şimdi bu oturduğumuz
Durma öyle ne olur!
Kalktım bir çiçeği ezdim avucumda,
Sen de ez!
Kirlensin ellerin,
Çocuktu daha diyip kendimi avutayım
Çocuktu daha,
Haberi yoktu çiçek lekesinden diyeyim
Haberi yoktu bir kuş için uçmanın, ulaşmaktan daha kıymetli olduğundan, diyeyim
Bırak haberin yok sanayım


Şimdi bahçemden bir kırkayak geliyor sana doğru
Bekleme,
Belki de sana varmasına yıllar var
Haberin yok sanıyor o da
Bir bahçenin yangınından bahsediyor geçtiği topraklara
"Yakanla yananın aynı olmamasından" dem vuruyor
Oysa benim çoktandır haberim var o yangından,
Yakandan
Yanandan...
Çünkü geriye kalan kömürü ben soğutuyorum avuç içimde,
Ve inan bana, elmas olmana çağlar var!

Her şey içimde,
Bin dereden gelen o su, içimde
Bizi bize katan o değirmen içimde
İçimde, şimdi kimsesiz bir dağ canavarı...
Her şey içimde.
Oysa sen,
Geçirdiğimiz bütün kışları, yokuşları bir uykuda rüya sanabilirdin,
Hayra yorabilirdin.
Ve ben, sırf bu yüzden gücenemezdim sana
Oturur ustaca çekerdim acımı,
Çünkü ben tadılmamış bir sevincin acemisiyim
Sen benim eşitimsin.
Dengine rastlayan kalp tutup kaldırırmış düşeni,
Bırak taşıma artık yüreğini
Benim de haberim yokmuş çünkü,
Bu tutup kaldırdığım, kendimmiş meğer

Kimse çarpmadı bana
Ben öylece durdum
Zaman aktı kıyımdan köşemden
Milyon ihtimal perdesinden biri yırtılırdı seni severek geçirmeseydim ömrümü, 
Kendimi büyütürdüm bir düş yorgunluğunda
Belki iki hayal perdesi arasında oynanan bir oyunun son sahnesi olurdum,
Belki bize de yaz getirirdi soyguncu,
Belki çaldığı baharı bırakırdı bahçeme.
Kim bilir!
Şimdi çek denizini önümden sandalcı
Sabahın dördüne geliyor zaman
Bırakıyor kendinden öncekileri
Hayal yok şimdi, perde yok, oyun hiç oynanmadı
Söküklerini iğneyle tutturduğum bir paltom var,
Terzi arıyorum ona çoktandır
Saat dört olunca paltom aklıma geliyor nedense
Gitmek, aklıma hep o saate geldiğinden midir bilmem
Gidiyorum şimdi
Ölümün olmazsa olmazı nedir diye soracağım bir mezarlıkta
Ölmedim daha önce
Ama seni bir ip gibi boynumda taşıdım yıllarca,
Bu ölmek sayılır mı, soracağım

Bugün bir hatıra karaladım senin adına
Sayfaları karıştırdım, kırıştırdım, eskittim tüm yazılanları
Bugün bir hatıra karaladım senin adına,
Kıvırdım kenarını
Kaldığım yeri kaybetmiyim diye.
Bugün bi hatıra gibi sakladım kendimi, kendi adıma
Ve inan bana bulunmama çağlar var!

https://youtu.be/CWHqdcBE1Ls?si=nGlzcyuvHbIIpcU2


~nîm

BEYHUDE

Şimdi bir dağ yük taşıyorum içimde, diyebilmek için, Taş yuvarlıyorum molozların arasından içime Günde üç kere sana seslenmemek...