11 Kasım 2025 Salı

BEYHUDE


Şimdi bir dağ yük taşıyorum içimde, diyebilmek için,
Taş yuvarlıyorum molozların arasından içime
Günde üç kere sana seslenmemek için üç öğünümü mahallenin kedisine veriyorum.
Ahraz, diyorlar.
Öyle kalsın istiyorum adı.
Sıfırlayıp baştan başlıyorum her şeye
Bir sofra örtüsünden mesela...
İğnesinden, ipliğinden, söküğünden başlıyorum sana gelmeye.
Daha temiz, tane tane, yavaş yavaş geliyorum yalın ayak
Bereketten bahsediyorum sabah horozuna
Uyanmış oluyorum ekseriyetle gün ağırmadan,
Yolcular hep sabaha karşı mı gelir,
Yola sabah mı çıkılır çoktandır karıştırıyorum, diye.
Oysa birkez olsun çıkıp gelseydin baştan öğrenecektim unuttuklarımı
Hem ben belki en baştan uyanacaktım şimdi.

Ben biraz dağınık, saçakta biriken yağmur...
Ben biraz, hem belki çoktandır paspasın altında unutulan anahtar
Ben belki biraz üzerine serili beyaz çarşafı kaldırılmamış eşyalar
Hem ben belki havalandırılmadığından solan kılıç çiçeği
Orkidelerden bahsetmiyorum bile!
Çünkü sen de biliyorsun hiç çiçek açtırmaz onlara, bizim evin ayaza bakan tarafı.
Hem ben biraz yeşil o balkonda
Hem ben biraz, belki yeni bir tohum
Ne eksikse işte şimdi yeniden başlayabilmek için, ben biraz oyum.

Durup durup başlayan hep kaldığı yerden mi devam eder bilmiyorum.
Ama bu yol sanki hep eski!
Kaldırımdan bir taş beğendirdim ayağıma, dönüp dönüp ona takılıyorum.
Atlamıyorum, ihmal etmiyorum düşmeyi!
Şimdi taşındığımda evime sığmaz diye vazgeçtiğim saksılar affetmez beni
Bu yüzden mi ah almamayı önemse diyor annem sürekli,
Omuzlarımda biraz yük...
Ben biraz tarçın kokulu o terasta, hiç açılmayacak o koli
Hem belki hem biraz,

Çetin bir savaştan haberdardım çoktandır
Uzun zamandır anmıyordum silahların adını,
Aramıyordum nerede tek atımlık o mermi
Hep çiçeklerden bahsediyordum,
Belki saksıdaki tohumdan dahi ürküyordum
Belki sabırsızlık büyütüyordum içimde
Ama çoğunlukla bir saksı ne kadar toprak alır avucumla ölçüyordum
Sana taşırıyordum bazen içime sığdıramadıklarımı.
Bir kelime için yirmi beş yıl bekleyemem ben,
Sana kuracağım uzun bir cümle olsaydı...belki!

Kan demek şiire yakışmaz, diye düşündüğümden
yaralandığımı anlatamıyordum,
Hem belki paramparça olduğumu
Hem belki uzunca bir zaman olduğunu.
Uzunca diyorum çünkü uzun oldu biliyorum.
Eteğime fırfır keserken kullandığım mezura kısa mesela
Çünkü tam üç kere doluyorum kumaşı etrafında.
Uzunca zaman diyorum çünkü eteğim kısa, fırfırım yarım biliyorum
Hem hayat bildiklerimizden bilmediklerimizi çıkarmak değil midir zaten
Hem belki hem biraz
O yüzden uzun geliyor bana bu ömrün girizgahı!
Kan demiyorum ama suya koymak için topladığım çiçeği  hangi defterin arasında kuruttuğumu unuttum, diyorum
Kan diyemiyorum ama silahı yazarken titremiyor elim
Her suç biraz daha kolay geliyor adımı değiştirdiğimden beri
Kendime isim beğendirmekle geçiyor günlerim.
Bütün koyulmuş isimleri deniyorum,
Beğendiğim bütün isimlerden çocuk doğuruyorum,
yine de atamıyorum içimdeki zehri!
Belki Füsun olsam,
Belki Firuze,
Hem ben belki biraz,
Öylece mutlu sonla biten o kitaptaki beyhude...



~nîm

SON KEZ UYUYORUM


Uzun bir uykuyu bölüyorum sana uyanmak için.
Yarı ölüm halidir içimdeki biliyorum
İçimi saran yangın dışıma sıçrıyor ansızın!
Şimdi olmaz, diyorsun!
Şimdi olmaz.
Başka bir hayatın başağını büyütüyorsun içinde,
Seni de yakmamdan korkuyorsun belli.
Her yol ayrımında sana dönmemden korkuyorsun,
Bir eşitlik istiyorsun aramızda
Ben kaldıkça sen gidiyorsun.
Ve biliyorsun uzun ve sonsuz bir yangın eşit kılar bizi,
Bu yüzden yanmıyorsun yaktığın kadar!

Bir kez ya da son kez,
Her neyse!
Oturup seni dinlemek istiyorum bu masada,
Anlatacaklarımdan vazgeçiyorum.
Masaya sormuyorum hiç, o ne yapmak istiyor bizden.
Bir yol üfleniyor önüme,
İlmek ilmek işleniyor ardımda sudan kaleler
Yunus'u yaşatan bu deniz, boğuyor beni.
Başı bozuk bir kayıktan sana sesleniyor isyancı!
Seni gösteren parmağının ucunda bir kan kımıldıyor yalnız ben görüyorum.

Yol aldıkça küçülüyor önümdeki devler
Kibrit aleviyle ışıklandırılmış, keşmekeş bir perde çekiliyor göğsüme
O perde tutuşuyor, ben yanıyorum içimdekilerle.
Hakettiğini istiyorsun hayattan, bana rağmen.
Elleri dikenli bir bekçi bekliyor, başaklarını  emanet ettiğin korkuluğu.
Tesellisini korkulukta arıyor ellerindeki dikenin,
Sebep olana kızmaya elvermiyor içi, tutup dikene kızıyor.
Çünkü ben de sana kızıyorum.
Korkuluk on ikiye bölüyor hissesini kendine düşenden,
Güneşi de alıp git, diyor sana.
Sana güneş düşüyor, bana kalan hiçten!

Bir eşitlik istiyorum aramızda,
Beni yok sayan korkuluğunu da ateşe veriyorum kendimle,
Külünü yutuyorum eşitsizliğimizin,
Artık dumanını tanımıyorum içimdekinin
Bu yangın eşit sayıyor bizi, son kez uyuyorum.

SENDEN ERTESİ


I.
Öznesi yüklemine çok uzak kalmış bir cümlenin sonuna doğruyuz şimdi; senle ben.
Yazılmış olanları ve yazılacakları istisna tutuyor bir yanımız.
Asla yazılamayacak olanları oturup konuşalım istiyoruz.
Elimize tutuşturulan dilsizliği alıp köşemize çekiliyoruz her birimiz,
Belli etmiyoruz başta ama uzun susuyoruz bu kez.
Dinliyorum.

Beyaz bir çarşaf seriyorum gururdan ağırlığımın üstüne,
Temizliyorum bana kalanları,
Kulağıma çaldığın bütün zehirleri yutuyorum.
İçimde seni inkâr eden her ne varsa, tümünü reddediyorum senin dışında,
Danışıklı dövüştüğün tüm kavgalarımızı en içten kabul ediyorum.
Başın tomurcuk verdi diye yok saydın dikenini, biliyorum.
Geçtiğim yolların birinde,
çarpışıp düşen dönengeler yetiştiriyor bir bahçıvan.
Kökünden habersiz uzayanı kesip atıyor, gördüm.
Bir bahçıvan ki bu, acımıyor kendi diktiğine!
Bana kim, nasıl acısın? Diyorum senin dışında.
Dönüyorum.

Boyasına sarı katılmış bir yaprakla karşılaşıyorum yorgun bir defterin arasında.
Yaprakları çiçek kabul ediyorum ben,
Ve kuru bir yaprağın bile seni hatırlatmasına gücenmiyorum,
Bütün gücenmişlerin adına çiçek kurutuyorum, senin dışında.
Saklıyorum..

Yarına bıraktığım bütün şiirleri, şarkıları, sözleri, cümleleri, cümbüşleri, adına 'işte sensin' diyebileceğim her şeyi bugün tüketiyorum.
Uzak geliyor, senden ertesi.
Bir karıncanın yükünü dahi kendimden taşırıyorum.
Senin olmadığın bütün çatılı haneleri reddediyorum, senin dışında.
Çaldığım her kapı bir gün açılacak,
Bekliyorum.


II.

Deneyerek öğrendiklerimi yanıma almadan çıktığım bir yolun sonuna doğruyum şimdi tek başıma,
Sana doğru adım atabildiğim ve atabileceğim tüm patikaları istisna tutuyor bir yanım.
Hiç bir zaman mesken edinemeyeceğim yolları oturup konuşalım istiyorum.
Bütün öteleri yakın ediyor ayaklarım,
Senden ötesini reddediyorum, senin dışında.
Arıyorum.


Kurduğum bütün düzeni bozuyorum,
İyi huylarımı bırakıyorum yol ortasında.
Belli etmiyorum başta ama uzun yürüyorum bu kez.
Seni tanımadığını söylüyor çaldığım bütün kapılar,
Yüzüme kapanmalarına kızmıyorum,
Bir kapının da yıllardır beklediği birilerinin olduğuna inanıyorum.
Pencersiz bir eve varıyorum yolun sonunda,
Çiçekli balkonumu yanımda getiriyorum .
Hoş geldin, diyor açılmayan kapının ardından biri.
Sesin de imtina ediyor bizden, senin dışında.
Tanıyorum.

~nîm

4 Kasım 2025 Salı

ÇAĞLAR VAR


Bugün bir hatıra defterini karaladım senin adına
Sayfaları karıştırdım, kırıştırdım, eskittim tüm yazılanları
Yazanları hatırlamadım
Senin adına baktım tüm yazılanlara
Sen de bakardın.
Çünkü senin, bizim için kurulmuş uzun bir cümlen olmadı hiç
Ve aynı çerçeveye sığmış gülüşlerimiz olmadı
Varsın olmasın

Şimdi hiçbir şey olmasan da bir teselli ol
Çünkü dudağının kenarından yırtıldı bana kalan fotoğraf
Bir acı, bir beyhude çelenk, bir yas, bir matem sofrası şimdi bu oturduğumuz
Durma öyle ne olur!
Kalktım bir çiçeği ezdim avucumda,
Sen de ez!
Kirlensin ellerin,
Çocuktu daha diyip kendimi avutayım
Çocuktu daha,
Haberi yoktu çiçek lekesinden diyeyim
Haberi yoktu bir kuş için uçmanın, ulaşmaktan daha kıymetli olduğundan, diyeyim
Bırak haberin yok sanayım


Şimdi bahçemden bir kırkayak geliyor sana doğru
Bekleme,
Belki de sana varmasına yıllar var
Haberin yok sanıyor o da
Bir bahçenin yangınından bahsediyor geçtiği topraklara
"Yakanla yananın aynı olmamasından" dem vuruyor
Oysa benim çoktandır haberim var o yangından,
Yakandan
Yanandan...
Çünkü geriye kalan kömürü ben soğutuyorum avuç içimde,
Ve inan bana, elmas olmana çağlar var!

Her şey içimde,
Bin dereden gelen o su, içimde
Bizi bize katan o değirmen içimde
İçimde, şimdi kimsesiz bir dağ canavarı...
Her şey içimde.
Oysa sen,
Geçirdiğimiz bütün kışları, yokuşları bir uykuda rüya sanabilirdin,
Hayra yorabilirdin.
Ve ben, sırf bu yüzden gücenemezdim sana
Oturur ustaca çekerdim acımı,
Çünkü ben tadılmamış bir sevincin acemisiyim
Sen benim eşitimsin.
Dengine rastlayan kalp tutup kaldırırmış düşeni,
Bırak taşıma artık yüreğini
Benim de haberim yokmuş çünkü,
Bu tutup kaldırdığım, kendimmiş meğer

Kimse çarpmadı bana
Ben öylece durdum
Zaman aktı kıyımdan köşemden
Milyon ihtimal perdesinden biri yırtılırdı seni severek geçirmeseydim ömrümü, 
Kendimi büyütürdüm bir düş yorgunluğunda
Belki iki hayal perdesi arasında oynanan bir oyunun son sahnesi olurdum,
Belki bize de yaz getirirdi soyguncu,
Belki çaldığı baharı bırakırdı bahçeme.
Kim bilir!
Şimdi çek denizini önümden sandalcı
Sabahın dördüne geliyor zaman
Bırakıyor kendinden öncekileri
Hayal yok şimdi, perde yok, oyun hiç oynanmadı
Söküklerini iğneyle tutturduğum bir paltom var,
Terzi arıyorum ona çoktandır
Saat dört olunca paltom aklıma geliyor nedense
Gitmek, aklıma hep o saate geldiğinden midir bilmem
Gidiyorum şimdi
Ölümün olmazsa olmazı nedir diye soracağım bir mezarlıkta
Ölmedim daha önce
Ama seni bir ip gibi boynumda taşıdım yıllarca,
Bu ölmek sayılır mı, soracağım

Bugün bir hatıra karaladım senin adına
Sayfaları karıştırdım, kırıştırdım, eskittim tüm yazılanları
Bugün bir hatıra karaladım senin adına,
Kıvırdım kenarını
Kaldığım yeri kaybetmiyim diye.
Bugün bi hatıra gibi sakladım kendimi, kendi adıma
Ve inan bana bulunmama çağlar var!

https://youtu.be/CWHqdcBE1Ls?si=nGlzcyuvHbIIpcU2


~nîm

3 Ekim 2025 Cuma

ELLERİM DAĞINIK


Şimdi bir sağanağın ensesinde huzur arayan devrimci oluyor, dün kelebek olmaya yemin etmiş bir tırtıl.
Dinlemiyor annesini, bir devrimci en çok annesini dinlemez biliyorsun.
Yeminlere şahit tutuyor namusunu,
Beni de sizden sayın, diyor bir kuş sürüsüne.
Ben de ağlamadım uzun zamandır.
Öyle ya her ölüm kendi seçer katilini,
Önce merhamet eder sonra bağışlar kaskatı gövdesini.
Ağlarsan yaşarsın diyor içlerinden biri,
Hem bir devrimci en çok yumruğu havada şiir okurken ağlar,
Başlar ki onlar; her biri havan mermisi.

Otur şöyle, soluklan biraz gidersin
Gidersin, beklemez mi gittiğin yerdeki insan müsveddesi
Bütün zirvelerin bir adım  öncesi yokuşken  bir adım sonrası uçurum oluyor, görmüyorsun.
Yol seviyor içindeki müspet açlık.
Gidiyor, ölüyor ve kaskatı dönüyorsun nezaketsiz kapılardan,
Bu yüzden ellerin yokuş yırtar sürekli,
Her dokunduğun çiçek leke bırakır yüzümde.
Koşarak kaçıyorsun fikir namlularından,
Benim yaralarım istemedi iyileşmek
Yoksa ben de isterdim afallamadan ardından  yürümeyi.

Görsünler istedim,
Bakın, bakın kapatmayın gözlerinizi,
Bende de kanayan yokuşlar vardı.
Sesim çatallanırdı bir devekuşu yumurtasında.
Kırılıp katlanırdı bakışlarım.
O rafları ki ömrümün, kırılıp katlanan insan bakışı..
Hepsi de sana bakan üstelik.

Ben de ağlardım bir şiiri senin sesinle okuduğumda meydanlarda,
Kimi gördüysem ağlayan, benzemedim onlara.
Benim kendime özgü bir ağlamam vardı,
Bir tuhaflık sezmiştim o zamanlarda.
Kaç kalibrelik bir gülüştü bu şakağımdan sektiğin.
Bir acı bu,
Beni yakar, yıkar ama bırakmazdı.
Ellerimde biraz tuz, aldı içimdeki acıyı. 
Bozulma söylediklerime, konuşulmayanlar bende kaldı.

İçimde ilkel bir acının devinimlerini saklıyorum hâlâ,
O yüzden bütün uykulardan kırgın uyanıyorum.
Bir tuzak kurdum kendime, seni sesli düşündüm, diyor ya şair.
Bu yüzden mi bizi vurdular topsuz tüfeksiz kendi içimizden, diye soruyorum katillerime.
Bir kez ölmek için fazla yaşamış olmalısın, diyor.
Ondan bu nezaketsiz ölümlerin.
Oysa ben hâlâ sağalmış bir yara taşıyorum cebimde,
Ve buna seviniyorum yerli yersiz
Içimde kanayan bütün yanlarım evvela kabuğuna düşman oluyor,
Sırf senin telaşını taşıyorum diye.

Bak dağınığım ben.
Ellerim dağınık,
Bu yüzden oturmam sofrana,
Bereketini kaçırmamaya söz verdiğim bir sofraya seni inkar ederek oturduğumdan beri
toplanmadı sana kurduğum sofra.
Ben beceremedim bu dünyada yürümeyi,
Ölüm kol gezdi yüzümde,
Bu yüzden sen öldün,
Ben uyudum yıllarca.



~nîm














4 Eylül 2025 Perşembe

SENİ DE SAYIYORUM


Gülleri defter aralarında kurutmaktan vazgeçtim,
Dar ağacına mahkum olmuş gibi bir ip doluyorum boğazına.
Kızılcık şerbeti veriyorum üç öğün,
Asarak kurutuyorum gülleri, 
Yapraklarına kan gitsin diyor annem.
Bir dağ gelinciği besliyorum ömrümün bana ayrılmış kısmından.
Ayağıma takılan taşlara kızmıyorum artık,  
Durup dinliyorum seslerini, taş olmak ağırdır yüreğinden biliyorum.

Bir hikaye yazmaya çalışıyorum,
Adını yazmaya gelince yırtıyorum sayfaları.
Kırık testileri su dolduruyorum, içine içine taşıyor akarsular.
Yüklü bir miktar çakıl taşı döküyorum.
Yükseltiyorum denizi, ayaklarının altına mavi sular seriyorum.
Sulak bir yurdun hizasında adına dikilmiş ekinleri ayıklıyorum.
Dudağının kenarına dizilmiş gonca güllerden topluyorum anneme
Sırtına giyidiği yamalısına yama oluyorum.

Kapatıyorum semadaki boşlukları.
Duvarları topluyorum aramızdan,
Benim sana çıkan yolumu kesen bir dağın eteğinin fırfırlarını işliyorum tıknaz gururla.
Yaşamak misliyle vermekmiş hayata, ben hayattan çalıyorum.

Şekilli bulutlar çiziyorum kağıda,
Güneşin üzerine çiziyorum bulutları ki, gölgesi düşmesin yüzüne.
Yeşillenmiş bir bahçe dilemiyorum kimseye,
Bacağı kırık bir sofranın bereketini paylaşmayı göze aldım, diyorum.
Mevsimleri dörde ayırmıyorum,
Ayırmak, fark göstermektir.
Bütün farklarımızı reddediyorum.
Bir saat oluyorum, gün tepeye ulaştığında yelkovana yetişiyorum.
Akrebimi seviyorum.
Nefes almayı hayattan saymıyorum,
Sayıyorsam bir şeyleri hâlâ, seni de sayıyorum.

~nîm

https://youtu.be/Ehx5giESos0?si=aAJ_b-VV84Sa5R4p

10 Ağustos 2025 Pazar

SUDANIM BEN

Bir şeyler bitiyorsa bir yerlerde,
Gürültüyle bitiyor.
Sesini duyuyorum ıssız bir koydan
Seni bağırıyor, kökü dalından ari bir yaban çiçeği
Demek orada da bitiyorsun, diye geçiyor aklımdan.
Aklım geçip gidiyor senden, sen bağırıyorsun.

Tutup bir aynayı canlandırıyorum olur olmadık
Görüntüm aynaya düşene kadar ki geçen sürede değişiyorum,
Şakaklarımda ince çizgiler uzuyor,
Yerde bir çocuk gibi uzanıyor boylu boyuna düşüncelerim.

Biraz daha yaklaşıyorum sana, adımıma adım ekliyor ayaklarım
Ama uzak kalıyorum her defasında.
Annem beni doğuruyor bir kapının arkasında, ben acılarımı.
Yerde bir çocuk gibi uzanıyorum boylu boyuna,
Ben düşüncelerimi dinliyorum, düşüncelerim beni...
Kaldıramadıklarımın altında kalıyorum.
Bir masal kitabını okuyor bana acılarım dinsin diye çağırdıkları bir hoca,
Hocayı beyazından biliyorum.

Bir kuş, balığa uçmayı soruyor
Tersine dönen değirmen ufalananları birleştiriyor
Bak araya kaynıyor ellerimiz
Tutup sana karışıyor, iyileşiyorum.
Rüzgar geçiyor önümden,
Durmadan geçer rüzgar biliyorsun.
Birazdan senden de geçecek benim gördüğüm bir balık sürüsü, yosununu pulunda saklayan.

Sanki sırayla yaşıyoruz hayatı
Ve nedense tabağını ilk bitiren kaybediyor sofrayı,
Yeryüzünün gölgesi düşüyor güneşin üzerine,
Aydınlanıyor yeryüzünde sırtını dönmediğin her fidan.
Senin arkan karanlık sen de biliyorsun en az benim kadar,
Sen bana bakma altı tarafım var benim, taraflarım kendi halinde
Her biri beni koruyor diğer taraflarımdan,
Önüne set çekilmemiş bir nehir koşuyor üzerime,
Tutulmuyor kollarından onun da.
Kaçmak gelmiyor içimden,
Sudanım ben, sırtımı dayadığım duvar sudan.


~nîm

28 Temmuz 2025 Pazartesi

KİM BİLİR?



Yüzüme güz geldi sen hala koynumdasın.
Ve, bu bir ihtilal demek diğer ihtilallerden habersiz.
Neden mutsuz ve bu kadar silahsız, diye soruyor devlerden biri.
Aklında hangi çarpıp çıktığın kapıya takılmış sürgü var.
Kim bilir kaç yağmur yemiş sırtındaki cepsiz ceket
Kaç kez eskimiş yüzün,
Kim bilir?

Yaşaman müthiş bir beceri istiyor bu dev istilasının ortasında
Bir dev çiçek sevmez, biliyorsun.
Seni bir orkidenin kucağında yetiştiren tanrı,
Çiçekleri elbette benden iyi bilir.
Ben de bilirim, güzel bir ölümün eteğinden sökülen iplerle silahıma çiçek işlemeyi.
En çokta kendimle savaştayken ve yaralarım açıkken üstelik!


Işığı gömülenlerin gölgelerini, güneşe arkasını dönenler bilir.
Sorulacak soruların varsa aynaya sor merak ettiklerini,
Bilirse o bilir yakılan fotoğraflarla, mektupların farkını.
Ve eski bir saman kağıdının, 
belkide yüzünün yarısının çıktığı bir fotoğrafı anlatmaya yetmeyeceğini.


Külden anlayanlar en çok yananlar sanırsınız değilll, yakanlardır.
Onlar da bilir hangi demir dağını hangi yangın eritir,
Şakağının ilerisindeki kaviste beni bekleyen, niye bitirmez bu buz çağını.
İsyana dur demek için mi bu isyanın,
Hangi raks çeşmesinden içtiğin yeşil yetiştirmiyor seni bahara,
Hangi bozulmuş yeminin tövbesi denk düşer günahına,
Bilirlerr kendi ölümümüze şahit tuttuğumuz o iki kişilik cinayeti,
Ve bir devri nasıl kapattığını
Henüz açılmamışken üstelik!

~nîm


(https://youtu.be/JEFQnKLg5eQ?si=qt-OcwxkrzwOnMLZ)


15 Temmuz 2025 Salı

SAY Kİ

13.04.2022

Say ki bir caddesin yolum üzerinde,
Çıkmazlarımın sonunu kolluyor haramiler.
Hepsi senden yana biliyorum.
Bir adın dahi yok!
Adını koymamışlar bir çiçeğin isminden.
Yeryüzünden adına müstesna harf topluyorlar, 
 Yakındır sana seslenişim!
Yakındır sevmek kadar zaman...
Ey sevda! Say ki öldüm bir kaldırım taşında,
Ve say ki bir tek sendendir ölü geçişlerim.
Senin görmediğin bir gün büyüyor dışarıda, görüyorum.
Ben büyütüyorum mavileri coşkun sulardan,
Ve say ki taşlarını ben diziyorum yolunun.
Kapatma gecenin rengini,
Koyu katma besteme,
Zemheri içme bir yabancının elinden..!
Bir yerlerde kuşlar uçmaktan vazgeçti diye ölmezsin sen.
Ya da ağlamazsın durduk yere bir bulutun orta yerinden.
Sana mendil olamam ben,
Islak benim ve yağmur benden...

Bilemem! ben neyim, sen kimdesin, kim nerede?
Say ki bir caddeyim yolun üzerinde,
Gün, ellerimde mavilerle gelse dönüp bakmazsın belkide.
En sevda! say ki yokmuşum ben
Seni, yüzünü bana dönen güneşten saydığım bahar hiç gelmemiş,
Say ki henüz açmamış taze çiçekler.
Duvarın soğukluğunu ısıtıyor bir çift göz.
Kapı baca kalakalmış öylece,
Say ki beklemek en çok duvarlarına zormuş hanenin.
Saksısına sığmayan çiçekler balkondan sarkıyormuş usul usul,
Emanet duruyor aitliği reddeden bir fotoğraftaki gülümsemen.

Say ki söylenmesi zor bir cümle kuruyorum içim gömütlüğünde,
Ve kulağına söylüyorum bana kalanları
Cümlemin sesi sana ulaşmadı diye ölmezsin sen.
Ya da görmezsin bir baharı benim gözümden,
Sana bir çift göz olamam ben,
Işık benim ve renk de benden.
Bahar benim cennetimdir desem, çiçeklerimi sevmezsin belkide.
Say ki mezarlar ölülerin ahengidir yeryüzünde
Ve say ki bir gün ölüyorum seninle.


Ansızın bir uzaklık yaklaşıyor seninle aramıza
Say ki gizli gizli beni sevmektesin yufka bir yürekten.
Ve say ki bazı şiirler büyütüyorum adına,
Sana uzanan bir yolu koşuyorum sürekli senden habersiz,
Yolumun aksine giden kuşlara aldırmıyorum.
Say ki bir caddesin sen yolum üzerinde,
Sonum çıkmazından geçiyor, yoruluyor dizlerim.
Say ki öpmek, iyileştirmektir bir nevi.
Ey sevda! say ki öptün kanayan dizlerimden.

~nîm

15 Haziran 2025 Pazar

İÇİM EL VERMİYOR İÇİNE


12.12.2021

Bir kaplumbağanın derisinde büyüyor zaman, 
Yaşı geçkin fotoğraflar arasında gel gitler kuruyor,
Birbirine bağlıyor zaten hiç kopmayacak olanı,
Bırakıp gideni tutup çevirmiyor.
Lahzada bir alay başlıyor, en kavruk gülümsemelerin gergefine işleniyor usul usul.
Bir kadın tütsüleniyor, elekten geçiyor gözünden akanlar.
Koca koca taşlar birikiyor, ufalananların haricinde.

Bilinmeyen tüm sırlar senin kulağına geliyor ilkin,
Doğan bütün çocuklar müstesna oluyor adına.
Memnun oldum diyor, memnun olmayanlar.
Hiç sevmeyenler en çok seven oluyor birden.
En çok, yüzü gülenlerin aşına acı çalınıyor,
Rayihasını sofranın dışına taşırıyor zehir zemberek.

Daha önce hiç resim çizmemiş,
Yeryüzünde herhangi bir şiirde bile senden bahsetmemiş,
Hop oturup hop kalkan hiçbir gencin yüreğinden geçenleri bile yazmaya yetişememiş bir kalem oluyorum,
Boyumu aşıyor bazı sevdalar, diyip susuyorum..
İçim, el vermiyor içine,
Bir söğüdün gövdesindeyim henüz, biliyorum.
Zamanla sivriliyorum ben.
Kurşun oluyorum,
Omurgandan dönüşüyorum,
Kendimle dövüşüyorum..
Sen ise öylece durup, sadece izliyorsun senaryosu hazin bir harman yatağından çıkmış bu talihimi.
Acıyorsun belli..
Suçluyorsun..
Bir parmağın hep beni gösteriyor konuşurken.
Akrep in yelkovan yönündeki akışını izliyoruz beraber.
Bilmediğin şeyleri, bildiğimi söylüyorum kulağına..

Mevsimleri bilmiyorsun mesela,
Bir inkardır tutturuyorsun baştan başa,
Oysa kıştan kışa su verdiğin çiçekler, baharda açmaz bilmiyorsun..
Sonra,
Beni sevmeyi bilmiyorsun.
Kaşların çatık, bütün sevdiklerinden bahsediyorsun uzun uzadıya,
Bütün fedakarlıklarından, zorunluluklarından, sorumluluklarından..
Sevmeyi bildiğini, başkalarına karşı hissettiklerinle anlatmaya çalışıyorsun.
Anlattıkça rahatlıyorsun,
Kendi kendini ikna ediyorsun yavaşça.
O an başkalarını sevmeye başlıyorsun birden ama beni sevmiyorsun hâlâ.

~nîm

SU AĞACI

06.09.2021

"Ben gölde bir kuğu,

Kuğunun içinde su.."

Bütün tezatlıklarını koruyorum kendi tarafımda.
Korların içinde su ağacı büyütüyorum.
Eksik yollarını tamamlıyorum dağ, bayır.
Yine gidersin diye uzaklara yol yapıyorum.
Yokuş çıkan bir dervişe rastlıyorum,
Seni soruyorum, belki görmüştür yoluna denk düşen yolumu,
Ben yolunu bulamıyorum..
Ayağının tozunu görmüştür belki bir çakıl taşının sırtında,
Rastladığım insanları tanımıyorum, uzak düşüyor adımlarım kendi meskenime.
Tanıdıklarıma bir daha rastlamıyorum.


Görmüyorum uzaklarda adına dikilmiş ekin,
Oysa ben bütün bahçeleri sana büyütüyorum.
Esen rüzgarı başaklarına düşman görüyorum.
Ulaşılması zor bir yolu mesken edinmişsin biliyorum,
Ulaşamıyorum solunun yoluna.
Zımparalıyorum beni taşladığın taşların sivriliğini
Ufak ufak büyütüyorum seni, eksik tamamlıyorum fazlalığımdan.
İstisna tutmuyorum dikenlerini, seni gülden sayıyorum.
Gitmişsen, dönmek var biliyorum
Gelirsen açık kapım, yoluna bakan pencerem temiz.
Tut ki geldin kış kıyamet dışarısı,
Hanemin dumanını ciğerimde saklıyorum.
Hazırlığı tamam kollarımın, bekliyorum.


Bir hayalle öğrendim sarılmayı,
Kazançlı çıkıyor çocukluğum bir lolipop paketinden,
Gitmedi, gitse de gelir diyen çocuksu saflığım.
İyiye yorulmuş bir yaşanmışlığım var,
Ve çocuk kalmış yaşlanmışlığım...


~nîm

18 Mayıs 2025 Pazar

BELKİ BAŞKA BIR MEMLEKETTE


17.09.2021

Ben, dilinden kan damlayan bir güvercin...
Önce adımlarımı toparladım
ıssız bir yolun soğukluğunu kolladım kollarımda,
Ayak izim kadar yalnızlık saydım yol boyunca
Kanadından vurulan bir kuşun özgürlüğünden bahsedilemez hiç-bir memlekette.
Oysa ayağımdan vurulsaydım bu kadar yol saymazdım bir türlü sığamadığım.

Cesaret aradım geride bıraktığım tüfekli, sapanlı sığınağımdan,
Vurulduğum yeri kendi sapanımdan kolladım.
Önümdeki yoldan heves bekledim,
Adımlarım körleşti, kanatlarım gevşedi, kondum bir uçurumun gökyüzüne.
Mavi, uğultulu bir tanrının beyazla katılmış berrak kağıdı.
Sabaha kadar, nöbetimi tutmaya yürekli bir ağacın dalını aradım,
Bulamadım.

Tüm ağaçlar yaralı;
Gövdesi yaralı, dalları yaralı, yaprakları yaralı
Yaraları kabuk tutmuş ölüler mezarlığı...
Artık hiç bir kuş sığınamıyor bir ağacın dalına yahut  yaprağının altına,
Ağaçlarda sığınacak bir gölge arıyor artık,
yahut bir tenha.
Toprağını alıp geliyor artık yükünü taşıyamayan,
Seni, yapraklarının karıştığı toprağımdan tanıdım.

Belki başka bir memlekette!
Selam versem sana,
Yalnızca bir baş selamı, dilinden kan damlayan güvercinin..
Bu memleket saklamaz ikimizi, benim yolum dar.
Sen suları, aktığı yatağın yolundan tanırsın..
Hatırlar mısın beni de, su içtiğim bir kaynağın bulanık suyundan.

Konuşulamayanların beyhudeliğinden dilim ağırıyor,
Matemli bir bakışın telleri titriyor artık sesimde,
Soran olmaz belki ama, sorarlarsa yoluna denk düşen yolumu,
Bir görümlük yol ağzında, birbirine rastlayan yara izlerimizi.
Sorarlarsa sende beni, bende seni..
Görmedim, dersin Su Ağacı.
Ben burda kimseyi görmedim..
Kimse değildi gördüğüm,
Kimseden değildi, dersin..!

Kervanımı bir hayduta emanet edip geldim.
Vakit geç, gidiyorum.
Vazgeçtim saklanmaktan,
Ağzımda kan tadı, zehirlendim önüme konulanlardan.
Dilim kanıyor artık..
Konuşamıyorum..

~nîmnigâh

23 Nisan 2025 Çarşamba

HÂYRA YORDUM SENİ


22.08.2021

Durup izlemeyeli ne çok zaman olmuş dediğim tüm dikili taşlarını oturup uzaktan izledim,
Yaklaşamadım benim olmayana,
Bende olmayanı sana yaklaştırmadım.
Bir iğneyle yakana tutturduğun mavi bir boncukta gizledim tüm kötü yanlarımı,
Güzelliklerimi sana sakladım..

Beklediğimden uzun yaşadım ömür denileni.
Akan zamanı bileğimdeki damarda saklı tuttum,
Sadece yüzümü uyuttum yıllarca,
Değiştim aynadakinden.
Evrildi gülüşüm, kırıldı orta yerinden.
Bu hayatta dikili bir taşı olmalı insanın, diyenlere inat yerleşmedim dünyana.
Misafirin olarak kaldım,
Sende sana ait bir şeyler kalsın istedim, benim yokluğumda.

Her giden yolcu edilmezmiş geç anladım ve bazen bir çantaya gerek duyulmazmış toparlanmak için.
Kolları sökülmüş eski, beyaz bir gömleğim vardı kefenden saydığım.
Bütün beyazlığımı sona sakladım.
İpe dizdim parçalarını, bize kalan mutluluğun.
Çabuk kurusun diye güneşe bakan odana astım,
Kurursa daha uzun dayanır demişti bir seferinde annem..
İlk defa orada güneşe inandım.

Sessizliği dinledim en ücra köşesinden,
Gitmekle kalmak arasına gerdiğim halatta ip cambazı dolaştırdım.
Beklemeyi öğrendiğim bütün kapı önlerini iyi tanıdım.
Hâlâ gezebiliyorum sokağında diye
Hayra yordum seni..
İyilerden bildim.

10 Nisan 2025 Perşembe

BU YOL DEĞİL SEVGİLİM

 


27.09.2019
07:56

Bu yol değil sevgilim,
bu yol değil
bu yol, senin sandığın o yol değil
bak kaldırımlarındaki taşlar bile eski değil
oysa benim gezdiğim sokaklar yıkıntıydı,
soluk benizli bir kadındı, beli iki büklüm bir adamdı
bu sokaklar senin sandığın o sokaklar değil

Evler arası gerilmiş çamaşır ipinde asılı duran kokun olmayı ahh ne çok isterdim
ahh, ahh bilemezsin.
böyle söylediğime bakma 
ben de bunu bilebilecek kadar aklı başında değilim 
yaşadım dolumuna hayatı
doldurduklarınla yetinerek, doldurulanlar hatrına
sözüm yok bundan sonra
heybemdeki kırıntılar bir martı çığlığıydı sadece
ve her bir dalganın ardına saklanmış o gizli elveda

Her şeyi unuttum,
unuttum, yemin ederim unuttum
önce kelimelerden başladım unutmaya sonra adın karıştı araya

Birden, aniden, çatkapı sevgilim, çatkapı
çatkapı çıkageldin
içimden geldi, dedin
oysa sen benim içimden geldin
benim içim karanlık sevgilim
taşlı, yokuşlu, karambole sevdalar meskeni benim içim
sen o yolları tek başına nasıl geldin

Giymeye kıyılamayan bir bayramlık sevinciydi benimki 
bayram için başucumda sakladığım ayakkabılarımla koştum senin yollarına
sen bu ne demek asla anlayamazsın oysa
ya da en iyi sen anlarsın
ya da alışıksın 
bir gün başının üstünde sakladığını ertesi gün ayaklar altına almaya

Zaten bayram dedikleri kaç kere uğrar ki insana
sen geldin ya o gün bayram ilk defa vurdu kapıya
beklemiyordum seni
yokluğun hiç kimseyi beklememeyi çoktan öğretmişti bana 
hazırlıksızdı kollarım,
sana nasıl sarılınır, provasını yapmamıştı daha
bir bayram sabahı geldi çocukluğum
çocukluğum geldi
elleri şeker dolu, cepleri bozuk para

Ben geldim, dedin
sesin giymiş yine gittiğin şehirlerin paltosunu 
ayaz kokmuş nefesin, çiğ düşmüş saçlarına
dinle, dışarıda gürül gürül yağıyor yıldırımlar 
yaşamın kıyısındayım ben hala, oysa henüz genç o ölü ruhlar
Sen bana arkasını dönmüş bir şehrin kalabalıklığıydın
ben ardında bıraktığın

bu aşk değil sevgilim
bu aşk değil
bu aşk senin sandığın o aşk değil 

*nim

HENÜZ BÜYÜMEMİŞTİM OYSA

 


15.05.2019
21:50

Ben seni sevdiğim gün yaşlandım
önce sırtım kaldıramadı kalbimin yükünü
karşına geçip dik duramadı, kamburlaştı
büyüyememiştim oysa,
saçlarım gençti o gün ve en toy zamanlarıydı bakışlarımın
sonra ellerim vardı her taze günaha gebe
gülüşünü aldım avuçlarıma ellerim nasırlaştı
dedim ya ben seni sevdiğim gün yaşlandım
en lolipop zamanlarıydı oysa okul formamın
okul bahçesinde sen vardın, sınıfında sen,
ve kara tahtanın bütün tebeşir tozunda da
ben senin yanında andımızı okuduğum gün yaşlandım
senin verdiğin soluğu içime çekmeye çalışırken yakalandım bu hastalığa


Ay üstünü örttüğü vakit bulutların
sen doğardın içime 
sen sandın ki ben seni sadece geceleri sevdim
inanmazdın
inandıramadım bende gündüzün olmadığına 
ben seni sevdiğim gün yaşlandım
bir titreme aldı dizlerimi
yollarını geçtim hayaline bile koşamadım
en yaz gecenin güneşi vardı tepede
ama soluğumdan başlardı üşümelerim
anladım, yüreğim bu yolun yolcusu değil
dedim ya ben seni gördüğüm gün yaşlandım,
işte o gündü sanki ak düştü saçlarıma
hemen gitmek zorunda mısın?
ben de sabah olmaya var daha


*nim

NE BİLEYİM BİL İSTİYORUM İŞTE

 

29.12.2017
23:32

Seni dahil ettiğim bir sevda var elleri nasır tutmuş yüreğimde
ve bu sevgi klimalı evlerin serinliğinde büyümedi
eğer büyüyorsa içimde sana karşı bir şeyler
tezek kokuyordu bahçe, sıcaktı ve yakan güneşti tenimi
eğer büyüyorsa cümlede adın geçtiğinde gözbebeklerim
bunu bile bile istemedim.
korkmadan söylüyorum, cesaretim gölgemin ardına saklanırken
ne bileyim bil istiyorum işte.

o kadar güzeldi ki ismin 
başakların başları sana uzanırcasına kalkıyordu göğe
sen beni görmezdin çoğu zaman 
çoğu zaman dediğime bakma kendimi kandırıyorum işte,
hiç görmezdin,
hiç görmedin, bilirim.
ben sana klimasız bir evin kuru toprağa bakan camında aşık oldum
aşık oldum dediğime bakma
benim aşktan anladığım belki senin hiç anlayamadığın cefaydı bir ayrılık sahnesi biletinde

yaşamak sende uykunun bölünmediği bir yataktı kimi zaman
bende ellerimdeki çatlaklar arası kurulmuş bir köprü bir kentten diğerine
ve yürekler arası mesafe çok yazıyor sizin yolculuklarda 
bil istedim burada akbil basılmıyor kalbe
ve ucuz oluyor sevdanın hayaline yolculuklar
gece ayaz varsa 
bir de rüzgar esiyorsa senden bir şeyler alıp gidercesine 
burada sevmek ceplerin dolu olması değil ömürlük olmaktır mesele
ne bileyim bil istiyorum işte


*nim



KAÇ GİT BURALARDAN



08.10.2017

20:34

İçeride çalılar tutuştu tutuşacak,

dışarısı yağmur...

ha yağdı ha yağacak

hızlı çarpa çarpa duvarlara, tıklayarak her camı.

yolcu yağmur yağacak kaç git buralardan,

bilirim yağacak hayallerinin üstüne.

sonra dinecek, bir rüzgar başlayacak saçlarından rüzgar çıkartırcasına.

hayallerinle üşüyeceksin, titreyecek dişlerin

saatin tik takları gibi çarpacak yüreğinde

konuşmaya kalksan konuşamazsın,

üşüyeceksin çünkü..


Yolcu yağmur yağacak kaç git buralardan 

bilirim burada geçti ömrümün baharı 

ben burada sararttım can bildiğimden düşen her yaprağımı

geç kalmadan git 

bilirim bir yağmur kalırsan  bir daha gidemezsin

bekleyenin yok mu ıslanmadan git sırılsıklam 

bir kez sırılsıklam olursan dönemezsin çünkü 


Haydi yolcu git artık 

sonbahar oluyor havalar soğudu

yağmur yağacak birazdan

bilirim ben, 

hep böyle zamanlarda yağar çünkü



*nim

BEYHUDE

Şimdi bir dağ yük taşıyorum içimde, diyebilmek için, Taş yuvarlıyorum molozların arasından içime Günde üç kere sana seslenmemek...